Sadece birkaç gündür yaşanan o korkunç olayları izlerken, zihnimde ister istemez kendi lise yıllarım canlandı. Haberlerdeki o öfke patlamalarını, bir eğitimcinin hayatına mal olan o kontrolsüz şiddeti gördükçe; bizim zamanımızdaki o “sert” ama “güvenli” okul iklimini hatırladım.Bizler, formasız okula gitmeyi bırakın, kravatımız tam olmadan kapıdan girmeye çekinen bir kuşaktık. Saçımız örgülü olurdu, erkekler tıraşlı… Hiç unutmam, o dönem erkeklerin favorilerini uzatması modaydı ama sınıfa girerken o meşhur kontrollerde hemen uyarı gelirdi. “Kestirmedin mi?” derlerdi, gerekirse o disiplin o an uygulanırdı.Şimdi bakıyorum da; hiçbirimizin psikolojisi o kurallar yüzünden bozulmadı. Aksine; disiplinli, kurallara uyan, nerede nasıl duracağını bilen bireyler olduk. Öğretmenimiz bize doğru yolu göstermek için kızdığında, bunu bir saldırı değil, bir rehberlik olarak gördük. Biz o rahle-i tedristen geçip de kimseyi öldürmedik, kimsenin canına kastetmedik.Peki, bugün ne değişti?Bugün okullara bir bakalım; bir öğretmen, bırakın bir öğrencinin kılık kıyafetine müdahale etmeyi, yanlış bir davranışı düzeltecek bir laf etse adeta kıyametler kopuyor. “Çocuğumun özgüveni kırılmasın” diye diye inşa edilen o sınırsızlık, maalesef bugün öğretmenin canına kastedilen bir şiddet sarmalına dönüştü. Disiplini “travma”, kuralı “baskı” zanneden bu yeni anlayış, ne yazık ki toplumun ahlaki omurgasını zayıflattı.Gündemdeki o acı tablo bizlere çok net bir şey söylüyor: Öğretmene verilen değer ve o eski hürmet kültürü geri verilmezse, daha çok canlar yanacak. Çünkü öğretmen, sadece ders anlatan bir memur değil; toplumun vicdanını, disiplinini ve geleceğini inşa eden ustadır.Bizim zamanımızda öğretmenlerimize duyduğumuz o çekince, aslında bir korku değil, derin bir saygıydı. O saygıyı kaybettiğimiz gün, güvenliğimizi de kaybettik. Eğer yeniden huzurlu bir toplum ve sağlıklı bir nesil istiyorsak; işe öğretmeni yeniden baş tacı ederek, okulun bir “disiplin ve edep yuvası” olduğu gerçeğini hatırlayarak başlamalıyız.Unutmayalım; öğretmenin susturulduğu, korkutulduğu ve can güvenliğinin kalmadığı bir yerde, eğitimin yerini sadece karanlık alır.
Son yazılar
- Umudun Yasını Tutmak
- Takvim 23 Haziran’ı gösteriyor.Saat 08.29.Ve dışarıda usul usul yağmur yağıyor.Oysa bize hep haziranın güneşini anlattılar. Sıcak günleri, açık gökyüzünü, planları… Ama hayat, takvimlere göre ilerlemiyor. Bazen tam da güneş beklediğimiz bir sabah, yağmurla uyanıyoruz.Aslında yaşamın kendisi de böyle değil mi?Her şeyi kontrol edebileceğimizi sanıyoruz. Ne zaman mutlu olacağımızı, ne zaman üzüleceğimizi, ne zaman yorulacağımızı hesaplamaya çalışıyoruz. Sonra hayat sessizce gelip bütün planlarımızı değiştiriyor.İşte o anlarda iki seçeneğimiz kalıyor:Ya yağmura kızacağız…Ya da onun ne anlatmak istediğini dinleyeceğiz.Belki de bazı yağmurlar ıslatmak için değil, durdurmak içindir.Belki koşarken fark edemediklerimizi göstermek için.Belki de içimizde uzun zamandır biriken tozu, kırgınlığı ve yorgunluğu sessizce yıkamak için…Hayatta her şey güneşli olmak zorunda değil.İnsan da her gün güçlü olmak zorunda değil.Bazen durmak, pencereyi açıp yağmuru izlemek de iyileşmenin bir parçasıdır.Bugün gökyüzü bize şunu hatırlatıyor:Her yağmur bir felaket değildir.Bazı yağmurlar, yeniden filizlenebilmek için toprağın ihtiyacı olan ilk damladır.Belki de bu sabah yağan yağmur, size de aynı şeyi söylüyordur:Her gecikme bir kayıp değildir. Her duraklama bir son değildir. Bazen en güzel başlangıçlar, beklenmedik bir yağmurla gelir.
- “Mesele Bulaşık Değil, Görünmeyen Yük.”
- Mehter
- BİR NESLİN SAYGI MİRASINDAN, BUGÜNÜN ŞİDDET SARMALINA: NE ARA BU KADAR SAVRULDUK?
