Bazen “eşitlik” kelimesini duyunca içimden gülmek geliyor.Hayır, babalara bir şey demek istemiyorum.Çünkü mesele sadece çöpü kimin attığı, sofrayı kimin topladığı değil.Mesele, herkes uyurken bile uyanık kalan zihnin yükü.Gece çocuk ateşlenince, uyku sersemi ilacı bulan çoğu zaman anne oluyor.O telaşta elinden kavanoz düşüp kırılınca, önce çocuğu sakinleştirip sonra cam kırıklarını toplayan da…Bulaşık yığınının yanında tıkanan lavaboyu açmaya çalışan da…Dolabın eksiğini, okulun toplantısını, çocuğun ödevini, evde biten deterjanı, yaklaşan aşı tarihini, doktor randevusunu aklında tutan da…Çoğu zaman yine anne oluyor.İşte yorgunluk tam da burada başlıyor.Çünkü fiziksel yorgunluk dinlenince geçer.Ama zihinsel yük, insanın omuzlarına görünmeden çöker.Sonra bir gün biri çıkıp “Ama artık eşitlik var.” diyor.Keşke eşitlik, sadece yardım etmekle değil; yükü gerçekten paylaşmakla ölçülseydi.Çünkü bir evi ayakta tutan sadece yapılan işler değildir.O işleri hiç unutmadan düşünen, planlayan ve herkes için zihninde taşıyan görünmez emektir.Ben bir psikoloğum.Her gün onlarca kadının cümlelerinde aynı yorgunluğu duyuyorum.Sorun bulaşık değil.Sorun lavabo değil.Sorun kırılan kavanoz da değil.Sorun, bütün bunlar olurken “Bunu da ben hallederim.” demeye alışmış bir zihnin artık yorulmuş olması.Belki de bugün tartışmamız gereken şey eşitlik değil.Birbirimizin görünmeyen yükünü gerçekten görebilmek.
Son yazılar
- Umudun Yasını Tutmak
- Takvim 23 Haziran’ı gösteriyor.Saat 08.29.Ve dışarıda usul usul yağmur yağıyor.Oysa bize hep haziranın güneşini anlattılar. Sıcak günleri, açık gökyüzünü, planları… Ama hayat, takvimlere göre ilerlemiyor. Bazen tam da güneş beklediğimiz bir sabah, yağmurla uyanıyoruz.Aslında yaşamın kendisi de böyle değil mi?Her şeyi kontrol edebileceğimizi sanıyoruz. Ne zaman mutlu olacağımızı, ne zaman üzüleceğimizi, ne zaman yorulacağımızı hesaplamaya çalışıyoruz. Sonra hayat sessizce gelip bütün planlarımızı değiştiriyor.İşte o anlarda iki seçeneğimiz kalıyor:Ya yağmura kızacağız…Ya da onun ne anlatmak istediğini dinleyeceğiz.Belki de bazı yağmurlar ıslatmak için değil, durdurmak içindir.Belki koşarken fark edemediklerimizi göstermek için.Belki de içimizde uzun zamandır biriken tozu, kırgınlığı ve yorgunluğu sessizce yıkamak için…Hayatta her şey güneşli olmak zorunda değil.İnsan da her gün güçlü olmak zorunda değil.Bazen durmak, pencereyi açıp yağmuru izlemek de iyileşmenin bir parçasıdır.Bugün gökyüzü bize şunu hatırlatıyor:Her yağmur bir felaket değildir.Bazı yağmurlar, yeniden filizlenebilmek için toprağın ihtiyacı olan ilk damladır.Belki de bu sabah yağan yağmur, size de aynı şeyi söylüyordur:Her gecikme bir kayıp değildir. Her duraklama bir son değildir. Bazen en güzel başlangıçlar, beklenmedik bir yağmurla gelir.
- “Mesele Bulaşık Değil, Görünmeyen Yük.”
- Mehter
- BİR NESLİN SAYGI MİRASINDAN, BUGÜNÜN ŞİDDET SARMALINA: NE ARA BU KADAR SAVRULDUK?
